anladım sonu yok yalnızlığın
her gün çoğalacak
her zaman böyle miydi bilmiyorum
sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak
alışır her insan, alışır zamanla kırılıp incinmeye
çünkü olağan yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkmak
yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
bekliyorum bekliyorum bekliyorum
hadi gelin üstüme korkmuyorum
bulutlar yüklü
ha yağdı ha yağacak üstümüze, hasret.
yokluğunla ben başbaşayız, nihayet.
Sunday, November 30, 2008
Sunday, November 23, 2008
Friday, October 17, 2008
ne yalan söyliyeyim, bir aşk var içimde;
- güçlerimi birleştirsem voltranı geçer.
- burdan bir üflesem mars' a kadar gider.
- gözlerimi dinlesem küresel ısınma karşıtı sloganını keser.
- kendi etrafımda 1 tur dönsem el nino' ya çıkma teklifi eder.
- uçsam geri gelemem, kaçsam ekvatoru 500 kere dönemem.
- nefesimi tutsam, bir de üstüne sussam; hayatımın sonuna kadar söyleyemem. hatta ölmeyi bile beceremem.
- kalp ritmimi incelesem jet lag olurum. neyseki doktorum var, bu rahatlıkla ben renk körü bile olurum.
- kepenklerimi indirip içerde otursam etna' ya rakip, hem de senin için rio de janeiro' da havai fişek olurum.
bak işte ne oluyorsa oluyor.. fekat,
tek kazandığım şey; " hep kaybedebilme yeteneği " olacaksa ben yokum, bu eğlenceli ve saçma hayatta.
- güçlerimi birleştirsem voltranı geçer.
- burdan bir üflesem mars' a kadar gider.
- gözlerimi dinlesem küresel ısınma karşıtı sloganını keser.
- kendi etrafımda 1 tur dönsem el nino' ya çıkma teklifi eder.
- uçsam geri gelemem, kaçsam ekvatoru 500 kere dönemem.
- nefesimi tutsam, bir de üstüne sussam; hayatımın sonuna kadar söyleyemem. hatta ölmeyi bile beceremem.
- kalp ritmimi incelesem jet lag olurum. neyseki doktorum var, bu rahatlıkla ben renk körü bile olurum.
- kepenklerimi indirip içerde otursam etna' ya rakip, hem de senin için rio de janeiro' da havai fişek olurum.
bak işte ne oluyorsa oluyor.. fekat,
tek kazandığım şey; " hep kaybedebilme yeteneği " olacaksa ben yokum, bu eğlenceli ve saçma hayatta.
Friday, September 26, 2008
yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatların çırpındığı kadar hafif.
kalbinin attığı kadar canlısın
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç.
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü.
ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin.
yaşadıklarını kar sayma:
yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ne kadar yaşarsan yaşa
sevdiğin kadardır ömrün.
gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar
sevileceksin.
güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak, karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
unutma, yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
kendini yalnız hissettigin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
işte budur hayat!
işte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın.
bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çicek sulandığı kadar güzeldir,
kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
bebek ağladığı kadar bebektir
ve herşeyi ögrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
sevdiğin
kadar
sevilirsin..
kanatların çırpındığı kadar hafif.
kalbinin attığı kadar canlısın
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç.
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü.
ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin.
yaşadıklarını kar sayma:
yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ne kadar yaşarsan yaşa
sevdiğin kadardır ömrün.
gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar
sevileceksin.
güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak, karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
unutma, yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
kendini yalnız hissettigin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
işte budur hayat!
işte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın.
bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çicek sulandığı kadar güzeldir,
kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
bebek ağladığı kadar bebektir
ve herşeyi ögrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
sevdiğin
kadar
sevilirsin..
Tuesday, September 09, 2008
hayallerim bir zeplinle dünya turunda.
ruhum bir okyanus kenarında, yapabileceği son sörf için dalgasını bekliyor.
kalbim akvaryumdaki balıkları eğlendiriyor.
aklım, fikrim gökkuşağı parkında.
bomboş kaldım. üşüyorum.
sen yoksun sandım.
nefesimi tuttum.
hıçkırığım geçti, sen hala geçmedin.
az daha beklesem..
yaşlarımla yaşlanmadan
gözlerimle inatlaşmadan
yastığımla savaşmadan
birazcık daha beklesem..
sakin de olsam, pembe.
yalnız da kalsam, mavi.
ruhum bir okyanus kenarında, yapabileceği son sörf için dalgasını bekliyor.
kalbim akvaryumdaki balıkları eğlendiriyor.
aklım, fikrim gökkuşağı parkında.
bomboş kaldım. üşüyorum.
sen yoksun sandım.
nefesimi tuttum.
hıçkırığım geçti, sen hala geçmedin.
az daha beklesem..
yaşlarımla yaşlanmadan
gözlerimle inatlaşmadan
yastığımla savaşmadan
birazcık daha beklesem..
sakin de olsam, pembe.
yalnız da kalsam, mavi.
Sunday, August 31, 2008
kan çekmiyor, can çekiyor.
aklımdan geçensin, içimi rahat eden yine sensin.
çılgınlığımı firenleyensin, sürprizler yapan yine sensin.
yanımda duran sensin, gökyüzüne baktığım yine sensin.
fedakarlığın kralı sensin, kıyaklarımın en sevgili eşisin.
gözlerim gülse, sevincinden meşale yakan yine sensin.
nereye baksam her yerdesin.
mirimsin.
herşey sensin..
kutlu olsun, mutlu ol isterim. en hak eden yine sensin.
aklımdan geçensin, içimi rahat eden yine sensin.
çılgınlığımı firenleyensin, sürprizler yapan yine sensin.
yanımda duran sensin, gökyüzüne baktığım yine sensin.
fedakarlığın kralı sensin, kıyaklarımın en sevgili eşisin.
gözlerim gülse, sevincinden meşale yakan yine sensin.
nereye baksam her yerdesin.
mirimsin.
herşey sensin..
kutlu olsun, mutlu ol isterim. en hak eden yine sensin.
Sunday, August 17, 2008
simsiyahtı 1 gece, aydınlandı her yer.
gördüğümüz 1 kattı, geriye kalan gökdelenden.
kelebekler uçuşurken başımızda, çıplak ayakla toprağa düştük.
gözlerimizden kanlar boşaldı, tozla pisle sakladık durduk.
45 saniye geçti, gökyüzünden dilekler tuttuk.
yıldızlar kaydıkça çocukluğumuzu unuttuk.
hayatım sana,
mutluluğum, huzurum, gözyaşlarım, biriktirdiğim oyuncaklarım, hayallerim, bütün hamburger menülerim, geleceğim, tüm özlemim...
hepsi sana, benim küçük meleğim.
"doğan" her güneş, "can" ımdan her bir ses.
for 17 ağustos 1999
gördüğümüz 1 kattı, geriye kalan gökdelenden.
kelebekler uçuşurken başımızda, çıplak ayakla toprağa düştük.
gözlerimizden kanlar boşaldı, tozla pisle sakladık durduk.
45 saniye geçti, gökyüzünden dilekler tuttuk.
yıldızlar kaydıkça çocukluğumuzu unuttuk.
hayatım sana,
mutluluğum, huzurum, gözyaşlarım, biriktirdiğim oyuncaklarım, hayallerim, bütün hamburger menülerim, geleceğim, tüm özlemim...
hepsi sana, benim küçük meleğim.
"doğan" her güneş, "can" ımdan her bir ses.
for 17 ağustos 1999
Tuesday, August 12, 2008
pembe bir kalp kurusu dolanıyor içimde. küçük küçük kemiriyor, duymuyorsun değil mi? hiç ses de çıkarmıyor. boşluktan başka bir işe de yaramıyor zaten. beni yiyip bitiriyor, boşluk büyüdükçe sen doluyorsun. sevdikçe susuyor, nefes aldıkça azalıyorum. gözlerimi kapatsam gündüz oluyor, yağmurda yürüsem tek damla isabet etmiyor. üstümü başımı yırtsam yine fayda etmiyor. oysa o kadar şeffafım ki.. sanırım ışıktan gözlerin kamaşıyor. kör müsün, ebe misin? saklambaça ne dersin?
Tuesday, July 01, 2008
rüzgar bedenimi sardıkça, karlar düşüyor sarkan dallardan.
gözlerinin gölgesi vuruyor, gururun önümde diz çöküyor.
işaret parmağımın hizasında bir çocuk koşuyor, elinde pembe mavi balonlar..
hüznümün en keyifli tahtında oturuyor umudum, kokusu içime yayılıyor.
bir yudum sıcak çay, 2 diş sarımsak, 3 kişilik rezervasyon..
hep benim kapımı çalıyor, olur olmadık saçmalıklar.
yüzümü ıslatmadan marsa koşmalıyım artık.
avucumdaki ekmek kırıntılarını da yedim, takip etmeyin rica ederim.
gözlerinin gölgesi vuruyor, gururun önümde diz çöküyor.
işaret parmağımın hizasında bir çocuk koşuyor, elinde pembe mavi balonlar..
hüznümün en keyifli tahtında oturuyor umudum, kokusu içime yayılıyor.
bir yudum sıcak çay, 2 diş sarımsak, 3 kişilik rezervasyon..
hep benim kapımı çalıyor, olur olmadık saçmalıklar.
yüzümü ıslatmadan marsa koşmalıyım artık.
avucumdaki ekmek kırıntılarını da yedim, takip etmeyin rica ederim.
Monday, June 23, 2008
beni en güzel günümde
sebepsiz bir keder alır
bütün ömrüm beynimde
acı bir tortusu kalır
anlayamam kederimi
bir ateş yakar tenimi
içim dar bulur yerini
gönlüm dağlarda dolanır
ne kış ne yazı isterim
ne bir dost yüzü isterim
hafif bir sızı isterim
ağrılar sancılar gelir
yanıma düşer kollarım
görünmez olur yollarım
hem sevgini hem elleri
önüme ölüm serilir
ne bir dost ne bir sevgili
dünyadan uzak bir deli
beni sarar melankoli
sebepsiz bir keder alır
bütün ömrüm beynimde
acı bir tortusu kalır
anlayamam kederimi
bir ateş yakar tenimi
içim dar bulur yerini
gönlüm dağlarda dolanır
ne kış ne yazı isterim
ne bir dost yüzü isterim
hafif bir sızı isterim
ağrılar sancılar gelir
yanıma düşer kollarım
görünmez olur yollarım
hem sevgini hem elleri
önüme ölüm serilir
ne bir dost ne bir sevgili
dünyadan uzak bir deli
beni sarar melankoli
Monday, May 26, 2008
Friday, May 23, 2008
nefesimi küçük bi ağacın kovuğuna üflemiştim ben. en tatlı oyunumu oynuyordum. çok mutluydum. ne olucak diye heycanla bekledim durdum.
ağacın kovuğuna yaklaştım sonunda, iyice baktım karanlığa. insanlar yerine gölgeleriyle arkadaşlık ettim. aylar geçti. karanlıktan sıkıldım. nefesim nerde benim? bu karanlıktan nasıl kurtulucam? o benim tatlı ağacım çok mu arkalarda kaldı, nasıl bulucam?
gözlerimi yumdum. 10' a kadar sayıyorum. cevaplar bana koşsun. gözyaşlarım yerinde dursun.
ağacın kovuğuna yaklaştım sonunda, iyice baktım karanlığa. insanlar yerine gölgeleriyle arkadaşlık ettim. aylar geçti. karanlıktan sıkıldım. nefesim nerde benim? bu karanlıktan nasıl kurtulucam? o benim tatlı ağacım çok mu arkalarda kaldı, nasıl bulucam?
gözlerimi yumdum. 10' a kadar sayıyorum. cevaplar bana koşsun. gözyaşlarım yerinde dursun.
Tuesday, May 06, 2008
Wednesday, April 23, 2008
Thursday, March 27, 2008
hani bi ada vardı, küçükken gittiğimiz. her seferinde yolda uyuyakalıp nasıl gittiğimizi bilmediğim.. sen hep beni kandırıp hikayeler uydururdun. hatta bi keresinde, geceleri balkondan geleceklerini hayal ettiğim uzaylılarla işbirliği yaptığımızı bile anlatmıştın, bütün ayrıntılarıyla. ve ne kadar ciddiye almıyormuş gibi davransam da hep inanırdım anlattıklarına. sen konuşurken etrafında rengarenk baloncuklar beliriyor, dikkatimi dağıtıyordu. sana bakarken gözlerim yerinden çıkacakmış gibi baktığım için hep dalga geçiyordun benimle. oysa o sırada güzel saçların altın tozuna bulanıyor, burnunun ucunda pembe noktalar oluşuyordu. sen hiçbirini görmüyordun. suçlu yine ben oluyordum.
bütün kış hep daha sıcak oluyor gibi gelirdi hava. heycandan yıl boyu soğuğu hissetmezdim. herkes terlesin, onlar da sıcağı hemen hissetsin isterdim. beklerdim. koşa koşa merdivelerden inip "hadi hadi oraya gidelim artık, o sümbül kokulu adaya." diye bağırmak için. bazen heycandan dilim dolansa da küçük bir gülümsemeyle kendime gelirdim. o sıcakta sen vardın. mavinin en güzel sıcağında..
küçüktüm ama anlıyordum sıcaktan, maviden, sümbül kokularından..
geceleri uyumam gereken saatlerde pencerenin kocaman pervazında oturup yıldızlara bakardım. her sabah beni uyandırdığın gibi 1 adım ilerdeki erik ağacından çıkıverecekmişsin gibi gelirdi hep. yıldızlara doyamazdım, gözüm ağaca takılır kalırdı. gölgeleri sen yapar, kimbilir neler hissederdim sabahlara kadar.
ah o güzel günler.. ne güzeldi çocuk olmak. o adada, seninle çocuk olmak..
o adaya nasıl gidildiğini öğrenmeseydim ne olurdu ki..
ne mavi, ne sıcak. sadece ben.
açıklarda hep batıklar, çizgiden sonrası güney yarım küre zaten. çok uzak.. hiç halim yok.
bütün kış hep daha sıcak oluyor gibi gelirdi hava. heycandan yıl boyu soğuğu hissetmezdim. herkes terlesin, onlar da sıcağı hemen hissetsin isterdim. beklerdim. koşa koşa merdivelerden inip "hadi hadi oraya gidelim artık, o sümbül kokulu adaya." diye bağırmak için. bazen heycandan dilim dolansa da küçük bir gülümsemeyle kendime gelirdim. o sıcakta sen vardın. mavinin en güzel sıcağında..
küçüktüm ama anlıyordum sıcaktan, maviden, sümbül kokularından..
geceleri uyumam gereken saatlerde pencerenin kocaman pervazında oturup yıldızlara bakardım. her sabah beni uyandırdığın gibi 1 adım ilerdeki erik ağacından çıkıverecekmişsin gibi gelirdi hep. yıldızlara doyamazdım, gözüm ağaca takılır kalırdı. gölgeleri sen yapar, kimbilir neler hissederdim sabahlara kadar.
ah o güzel günler.. ne güzeldi çocuk olmak. o adada, seninle çocuk olmak..
o adaya nasıl gidildiğini öğrenmeseydim ne olurdu ki..
ne mavi, ne sıcak. sadece ben.
açıklarda hep batıklar, çizgiden sonrası güney yarım küre zaten. çok uzak.. hiç halim yok.
Thursday, February 28, 2008
umut seviyorum ben.
alışmıştım hayatı keyifle içime çekmeye. ne değişti? hayat, aynı hayat.
haksızlık hep bana doğru geliyordu son zamanlarda. hala geliyor aslında. 3 sarı kartım var. oyunda kalmak istedikçe, üstüme geliyor herşey. kasti faul yapacak bile oluyorum. 1 maç da olsa kaçırmaya hakkım yok ama, biliyorum.
bu karanlık havada, hep ileri bakmaya çalışıyorum. e tabi, eski alışkanlıklar bırakmıyor yakamı. karanlıkta, neyi gördüğünü fark edebilir ki insan? bir mucize oldu. karanlıkta umut gördüm. umut dolu bir bulut, bana doğru üflenince tozlarıyla büyülendiğim..
içime çektiğimde; en keyif aldığım o serin rüzgarı, en sevdiğim evcilik oyununu, en sıcak tarçınlı kurabiyeyi, en tatlı anne öpücüğünü, en güzel siyah beyaz fotoğraf karesini, en huzurlu kar gösterisini, en mutlu uçan balon efsanesini... hepsi doldu hücrelerime.
tekrar sordum, ne değişmiş?
bir umut varmış, baktım hiçbir şey değişmemiş.
alışmıştım hayatı keyifle içime çekmeye. ne değişti? hayat, aynı hayat.
haksızlık hep bana doğru geliyordu son zamanlarda. hala geliyor aslında. 3 sarı kartım var. oyunda kalmak istedikçe, üstüme geliyor herşey. kasti faul yapacak bile oluyorum. 1 maç da olsa kaçırmaya hakkım yok ama, biliyorum.
bu karanlık havada, hep ileri bakmaya çalışıyorum. e tabi, eski alışkanlıklar bırakmıyor yakamı. karanlıkta, neyi gördüğünü fark edebilir ki insan? bir mucize oldu. karanlıkta umut gördüm. umut dolu bir bulut, bana doğru üflenince tozlarıyla büyülendiğim..
içime çektiğimde; en keyif aldığım o serin rüzgarı, en sevdiğim evcilik oyununu, en sıcak tarçınlı kurabiyeyi, en tatlı anne öpücüğünü, en güzel siyah beyaz fotoğraf karesini, en huzurlu kar gösterisini, en mutlu uçan balon efsanesini... hepsi doldu hücrelerime.
tekrar sordum, ne değişmiş?
bir umut varmış, baktım hiçbir şey değişmemiş.
Subscribe to:
Posts (Atom)