Thursday, March 27, 2008

hani bi ada vardı, küçükken gittiğimiz. her seferinde yolda uyuyakalıp nasıl gittiğimizi bilmediğim.. sen hep beni kandırıp hikayeler uydururdun. hatta bi keresinde, geceleri balkondan geleceklerini hayal ettiğim uzaylılarla işbirliği yaptığımızı bile anlatmıştın, bütün ayrıntılarıyla. ve ne kadar ciddiye almıyormuş gibi davransam da hep inanırdım anlattıklarına. sen konuşurken etrafında rengarenk baloncuklar beliriyor, dikkatimi dağıtıyordu. sana bakarken gözlerim yerinden çıkacakmış gibi baktığım için hep dalga geçiyordun benimle. oysa o sırada güzel saçların altın tozuna bulanıyor, burnunun ucunda pembe noktalar oluşuyordu. sen hiçbirini görmüyordun. suçlu yine ben oluyordum.

bütün kış hep daha sıcak oluyor gibi gelirdi hava. heycandan yıl boyu soğuğu hissetmezdim. herkes terlesin, onlar da sıcağı hemen hissetsin isterdim. beklerdim. koşa koşa merdivelerden inip "hadi hadi oraya gidelim artık, o sümbül kokulu adaya." diye bağırmak için. bazen heycandan dilim dolansa da küçük bir gülümsemeyle kendime gelirdim. o sıcakta sen vardın. mavinin en güzel sıcağında..
küçüktüm ama anlıyordum sıcaktan, maviden, sümbül kokularından..
geceleri uyumam gereken saatlerde pencerenin kocaman pervazında oturup yıldızlara bakardım. her sabah beni uyandırdığın gibi 1 adım ilerdeki erik ağacından çıkıverecekmişsin gibi gelirdi hep. yıldızlara doyamazdım, gözüm ağaca takılır kalırdı. gölgeleri sen yapar, kimbilir neler hissederdim sabahlara kadar.
ah o güzel günler.. ne güzeldi çocuk olmak. o adada, seninle çocuk olmak..
o adaya nasıl gidildiğini öğrenmeseydim ne olurdu ki..
ne mavi, ne sıcak. sadece ben.
açıklarda hep batıklar, çizgiden sonrası güney yarım küre zaten. çok uzak.. hiç halim yok.

No comments: